Ön Söz

Sevgili canlar, değerli Bulmuş & Palangalı sevdalıları,

Uzun zamandır köyümüz için el birliğiyle, büyük bir emek ve çaba içerisindeyiz. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki; tek derdimiz yaşadığımız alanı nasıl daha güzelleştirebileceğimiz, birliğimizi ve değerlerimizi nasıl güçlendirebileceğimizdir. Bizler, bu dünyada hakkımız olanı var etmeye çalışan emekçileriz. Bu yolda bazen bizleri anlamayanlar olsa da „canları sağ olsun“ diyerek yolumuza devam ediyoruz.

Bugün, “Dijital Dergi” yayınımızla bir ilki gerçekleştirmenin gururunu yaşıyoruz. Daha önce de duyurduğumuz üzere; Köy Meclisi öncülüğünde ve KES Komisyonu sorumluluğunda yürüttüğümüz çalışmalarımızı bir adım öteye taşıyarak, dijital dergi profilimizi sizlere sunuyoruz. Amacımız; yeni değerler üreterek köyümüzü ve bu köyde yaşayan canları anlatmak, kültürümüze sahip çıkmak ve bu eşsiz mirası gelecek nesillere layığıyla taşımaktır. Bu anlamlı yolculukta dijital dergi fikri, bizleri tarif edilemez bir heyecanla sarmış ve çalışmalarımıza daha sıkı bağlamıştır.

Dünya artık dijital bir dönüşüm içerisinde. Sosyal medya ve benzeri alanlarda var olmaya çalışırken şunun bilincindeyiz: Dijital mecralarda, özellikle sosyal medyada kalıcılık sağlamak oldukça zordur; çoğu zaman uçucu ve anlık bir hevesten ibaret kalır. Paylaşılan bilgiler, ışık hızıyla akıp giderken hafızalardan da aynı hızla siliniyor. İşte tam bu noktada; köyümüze ait, sürekliliği olan ve kalıcılığını koruyan kurumsal bir platform inşa ediyoruz. Bu hedefle Köy Meclisi web sitemizi kurduk; Facebook, Instagram ve YouTube kanallarımızı hayata geçirdik. Bu mecralar sayesinde dijital dünyadaki yerimizi sağlamlaştıracak; fikirlerimizle, örf ve adetlerimizle, kültürümüzün bize sunduğu o köklü mirastan demlenerek kendimizi dünyaya ve dostlarımıza anlatacağız.

Yapay zekânın günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olduğu bu çağda, eğer biz kendi kalıcılığımızı dijital alanda doğru bilgilerle inşa etmezsek, büyük bir riskle karşı karşıya kalırız. Gelecekte; “Bulmuş ve Palanga köyünde kimler yaşar? Kültürleri ve inançları nedir?” diye sorulduğunda, yapay zekâ yeterli veri bulamazsa uydurma hikâyeleri bilgi diye sunacaktır. Ancak biz kendimizi öz hikâyelerimizle ve gerçek değerlerimizle anlatırsak, sunduğumuz bu veriler yapay zekâ için en temel referans kaynağı haline gelir. Bizler, KES Komisyonu olarak bu tarihi sorumluluğun bilincindeyiz ve dijital dünyada var olma çabamızı bu yüzden hayati önemde görüyoruz.

Elbette bu vizyona uzak kalanlar veya “bu kadarı da fazla” diyenler olacaktır. Zaman akıp gittikçe onlar da bu dönüşümün haklılığını göreceklerdir; şimdilik sadece “henüz hazır değiller” deyip geçelim.

Sözün özü; üç aylık periyotlarla yayınlayacağımız Dijital Dergimizin ilk sayısıyla huzurlarınızdayız. Dergimizde yazarlarımızın kıymetli paylaşımları, şairlerimizin yüreğinden dökülen şiirler, inancımıza dair derinlikli düşünceler ve değerlendirmeler yer alacak. Ayrıca Hakk’a yürüyen canlarımızı her fırsatta anmaya, onların hatıralarını ve hikâyelerini bu sayfalarda yaşatmaya gayret edeceğiz.

Bu yolda bize omuz vermek isteyen herkese gönül kapımız sonuna kadar açık. Desteğiniz bizleri onurlandıracaktır. Köyümüzün, doğamızın ve insanlarımızın fotoğraflarıyla bu çalışmaya sizler de katkı sunabilirsiniz. Fotoğraf galerimizi sizden gelen karelerle hep birlikte zenginleştirelim; yeter ki paylaşın, yeter ki bir olalım.

Sevgi ve Saygılarımla,
Roj

Vurdular seni Lumumba

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ nin bağımsızlık mücadelesinin önderi ve seçimle iş başına gelen ilk başbakanı olan Patrice Lumumba, 1960 yılında ABD’ nin desteklediği General Joseph Mobutu tarafından düzenlenen darbe ile düşürülmüş, kurşuna dizildikten sonra, cesedi sülfürik asitte eritilerek yok edilmiştir.
Lumumba, Afrika’ nın Che Guavera’sıydı. Ülkesi için hayatını feda eden bir yurtsever, bir devrimci ve aynı zamanda bir şairdir.

Türkiye’ nin çağdaş, modern ve devrimci şairlerinden Ceyhun Atuf Kansu şu dizeleriyle Lumumba’ yı yad etmektedir.

Vurdular seni Lumumba.
Vurdular bizi.
Vurdular o karanlık ırmaklar da
Ormanları delip geçen namuslu hançer ışıltıyı
Kara sıcak senin kanın akar Afrika gecesinden
Yağlı pırıl pırıl yüzleriyle iş adamları
Çil paralar atıyorlar dünya radyolarından
Düpedüz dilini tutmuş insanlığâ.

Güçlüdürler, güçlü olanlar: Kongo zengin,
Ezilmişlikle yoksulluk her yerde dilsizdir,
Dilsizdir fakir beyazlar ve zenci milyonlar.
Aldanıyoruz durmadan elimizde ne var?
Asya’ da, Afrika’ da, Güney Amerika’ da
Perulu kızlar, Vietnam’ lı oğullar
Ve sen Lumumba
Bedeni delik deşik zenci baba!

Dere Gaban

Kültürümüzün efendisi (Dere Gaban) toplumların kültürel özellikleri incelerken ilk olarak inançları ele alınmakta, bu inançların, kişi ve toplum üzerinde rolleri gün yüzüne çıkarmaktır. Toplum etrafından kabul edilmiş, kutsal bir inancın bilinen hükümleri dışarıda kalan, fakat halk arasında yaygın bir şekilde yaşayan ve tespiti yapılan bu inançlara, bir anlam terimi olarak “ Halk İnançları” denilmektedir. Halk inançları söz ifade edildiğinde halk anlatıları ortaya çıkar. İşte Gaban Deresin Efsanesi tam bu noktada ortaya çıkıyor. Halk arasında ki bu anlatılar, bir toplumun geçmişini, yazılı olmaya sosyal normlarını ( örf, adet, gelenek, görenek, kuralları gibi) toplumların ilgili oldukları daha bir çok sözlü kültür bugüne ve geleceğe taşır. Halk anlatıları sayesinde toplumsal kimlikler oluşur, dengeler güçlenir ve toplumun kendine özgü özellikleri belirgin hale gelir. Bir halk alıntısı olan kutsalımız “Dere Gaban” efsanesi de, bütün bu özellikleri bünyesinde barındıran ve aynı zamanda Halk arasında kutsallığını koruyan sözlü kültürümüzün ürünüdür.. Biz de bu kutsal efsaneyi, anlatmak istedik…

Gaban Deresi ve üzerinde ki kaya parçası, sanki eski bir şehrin dar sokaklarında yürürken kendinizi bir labirentin içerisinde kaybolmuş gibi hissedersin. Köyün hemen önünde bir kale gibi duran,gökyüzüne yükselen bir kaya parçasıdır. Yöremizde ona kutsallık atfedilir. Güneş doğduğunda ilk ışık onun yüzüne değer, sanki sabahın selamını önce o alır. Çalı kuşu, en erişilmez zirvesine konar. Oradan etrafı izler, sağa sola dikkatle bakar. Yüksekten, açık görüşle. Sanki yaklaşan tehlikeyi herkesten önce görebilmek için o en tepededir. Zirveyi seçmiştir.. “Gaban Deresi” sadece bir taştan oluşmaz. O kaya, sadece bir taş değil, köyün sessiz korucusu gibidir. “ Gaban Deresi “ ve üzerindeki kutsal kaya parçası, köyün hemen önünde bir cephe görevi görür. Gökyüzüne yükselen o kutsal kaya parçası, yalnızca göğe uzanan bir taş parçası değildir. Ona yaklaşan her yolcu, önünde durur. Başını eğer, secde eder. Ellerini göğe açar duasını fısıldar.

Oradan geçmek, sıradan bir geçiş değildir, saygı ister. Hiç kimse önünde eğilmeden, hürmet göstermeden geçemez.

Köy Halkı, o kutsal kayaya yaklaşırken yol Erkan’ına girer gibi yaklaşırdı. Herkes başını eğer, gönlünden geçenle niyaz ederdi. Eller göğe açılırken söz değil, niyet konuşulurdu. Orada kimse yüksek sesle konuşmaz, herkes kendi içinde ki hakk’a yönelirdi. Zamanla bu yer, bir “dara durma” mekanı gibi anılmaya başladı. Darda kalan, gönlü sıkışan oraya gider, kutsal taşın önünde eğilir, içini dökerdi mum yakılırdı ve Lokma paylaşırdı. Ama asıl olan niyetin temizliğiydi…

Ahlakın Temeli mi, Yolun Hakikati mi?

Fark, İktidar ve Rıza Üzerine

Ahlak üzerine konuşmaya başladığımız anda, çoğu zaman farkında olmadan çok daha derin bir sorunun içine çekiliriz:
Ahlak gerçekten temellendirilebilir mi?
Bu soru, yalnızca doğru ile yanlışın ayrımına dair değildir. Aynı zamanda varlığı nasıl anladığımız, insanı nerede konumlandırdığımız ve dünyayı hangi anlam ufku içinde kavradığımızla ilgilidir. Bu yüzden ahlak, hiçbir zaman yalnız başına duran bir alan değildir; ontolojiyle, bilgiyle, tarihsel deneyimle ve hatta iktidar ilişkileriyle iç içedir.
Modern felsefe bu soruya farklı yanıtlar üretmiştir. Immanuel Kant ahlakı evrensel bir yasa ile güvence altına almaya çalışırken, John Stuart Mill sonuçlara bakarak en fazla mutluluğu hedefleyen bir etik önerir. Ancak gündelik hayatta verdiğimiz kararlar, çoğu zaman bu kuramların hiçbirine tam olarak uymaz. Bir bağlamda faydacı, başka bir bağlamda Kantçı davranırız. Küçük bir fark, tüm ahlaki yönelimimizi değiştirebilir.
Bu durum bize şunu gösterir:
Ahlak, sabit bir sistemden çok, değişken bir karar verme alanıdır.
Eşitlik, Aynılık ve Adaletin Kırılganlığı Modern dünyanın en güçlü iddialarından biri eşitliktir. Herkesin aynı haklara sahip olduğu, aynı yasaya tabi olduğu söylenir. Ancak bu eşitliğin pratikte nasıl işlediğine baktığımızda, ciddi bir gerilimle karşılaşırız.
Anatole France’ın ironik ifadesi bu durumu çarpıcı biçimde ortaya koyar:
“Köprü altında uyumak, zenginler ve yoksullar için eşit ölçüde yasaktır.”
Yasa eşittir, ama ihtiyaç eşit değildir.
Benzer biçimde, yurttaşlık eşitliği de herkese aynı biçimde açılmaz. Bazıları bu eşitliğe kendilerini inkâr ederek dahil olurken, bazıları hiçbir şeylerinden vazgeçmeden bu sözleşmenin parçası olurlar. Böylece eşitlik, görünürde adalet üretirken, derinde eşitsizliği yeniden üretir.
Giorgio Agamben’in işaret ettiği gibi, modern devlet bir yandan haklar tanırken, diğer yandan bazı insanları bu hakların dışına iterek “çıplak yaşam”a indirger. Bu, istisna değil; sistemin görünmeyen yüzüdür.
Bu noktada şu soru kaçınılmazdır:
Eşitlik, farkı inkâr ederek kuruluyorsa, gerçekten adil midir?
Farkın İnşası ve İktidarın Dili Cinsiyet, etnik köken, sınıf gibi farklılıklar çoğu zaman “doğal” kabul edilir. Oysa bu farklılıklar yalnızca biyolojik ya da verilmiş gerçeklikler değildir; büyük ölçüde tarihsel ve kültürel olarak inşa edilir.
Bir işçinin yoksulluğunu “kader” olarak görmesi, bir kadının toplumsal rolünü “fıtrat” ile açıklaması, bu inşanın nasıl içselleştirildiğini gösterir. Böylece tahakküm, doğallaştırılarak görünmez hâle gelir.
Bu nedenle etik, yalnızca “doğru nedir?” sorusunu değil, “farklılıklar nasıl üretiliyor?” sorusunu da sormalıdır.
Bu soru sorulmadığında, ahlak kolayca ideolojik bir araca dönüşür; eşitsizlikleri meşrulaştırır.
Sembolik Düzenin Krizi ve Ahlakın Siyasallaşması Toplumsal düzen yalnızca maddi güçle değil, sembolik üstünlükle de kurulur. Bir iktidar, yalnızca yönetmez; aynı zamanda neyin doğru, neyin meşru olduğunu belirler.
Ancak bu sembolik üstünlük kaybolduğunda, iktidar geriye çıplak hâliyle kalır:
güç, çıkar ve korku üzerinden işleyen bir yapı.

Bu bir krizdir.
Bu krizin en görünür semptomlarından biri, en tanıdık ve en risksiz sembolik alanlara geri dönüş çabasıdır. Özellikle kadın bedeni, doğurganlık, kıyafet gibi konuların birdenbire siyasal tartışmaların merkezine yerleşmesi tesadüf değildir. Kadının ikincil konumunu yeniden vurgulamak, kaybedilen sembolik üstünlüğü geri kazanmanın bir stratejisi hâline gelir.
Ancak bu, gerçek bir çözüm değil; kaybedilmiş bir anlamı geri çağırma çabasıdır.
Çünkü sembolik üstünlük, zorla değil; meşruiyetle kurulur.
Alevi Öğretisi: Ahlakın Temeli Değil, Yolu tamda bu noktada Alevi öğretisi, ahlak tartışmasına farklı bir yerden katılır. O, ahlakı katı kurallara ya da soyut temellere değil, “yol” kavramına bağlar. Ahlak burada bir sistem değil, bir yürüyüştür. Bu yürüyüşün temelinde ikrar vardır:
yani bilinçli bir söz, bir yöneliş, bir bağlılık. Alevi öğretisinde ahlak: Dışsal bir yasadan değil, içsel bir sorumluluktan doğar Buyruktan değil, rızadan beslenir Aynılıktan değil, fark içinde birlikten güç alır “72 millete bir nazarla bakmak” ilkesi, evrenselliği dayatmadan eşitliği kurar.
“Eline, beline, diline sahip ol” ilkesi ise ahlakı soyut tartışmalardan çıkarıp gündelik hayata yerleştirir.
Burada ahlak, ne yalnızca Kantçı bir ödevdir ne de yalnızca faydacı bir hesap. O, ilişkisel bir adalet pratiğidir.
Rıza ve Adaletin Ufku Alevi öğretisinin en özgün katkılarından biri “rıza” kavramıdır. Rıza, bir eylemin yalnızca doğru ya da faydalı olmasını değil, aynı zamanda karşılıklı olarak kabul edilmiş olmasını gerektirir.
Bu, modern etik teorilerin çoğunda eksik olan bir boyuttur. Rıza, adaleti yalnızca sonuçta değil, ilişkinin kendisinde kurar. Sonuç: Temel Değil, Ufuk Ahlakı temellendirme çabası, çoğu zaman bizi kesinlik arayışına götürür.
Oysa belki de ahlak, kesin bir temele değil, bir ufka ihtiyaç duyar. Bu ufuk: Farklılıkların bastırılmadığı
Eşitliğin aynılığa indirgenmediği İktidarın tahakküme dönüşmediği Ve herkesin haklarını gerçekten kullanabildiği bir dünya fikridir Ahlak, belki de bu dünyanın garantisi değil; ama ona doğru yürüyüşün adıdır.
Ve bu yürüyüşte en önemli soru şudur: İnsan, başkasını kendine benzeterek mi adil olur, yoksa başkasının farkını tanıyarak mı? Alevi öğretisi bu soruya şöyle cevap verir: “Yol bir, sürek bin bir.” Yani hakikat tektir; ama ona giden yollar, farklılıkların içinden geçer.


BENİM ANNEM

Benim annem sırtında dağ taşırdı
Annemin sırtında dağlar kadar yük vardı
Benim annem
Bağı bahçeyi
Yeni açan çiçekleri
Hafiften esen rüzgârı severdi
Aslında benim annem bin yaşında
Bin yılın acısını yaşadı bu topraklarda
Acısı yeşermesin diye
Gözyaşlarını toprağa değil
İçine dökerdi
Benim annem
Kavgaya yürek taşırdı
Sol göğsünün altında atan kocaman yüreği vardı
Benim annem
Yağan yağmurdan yükselen toprak kokusunu
Açan gökkuşağını
Güneşin sıcaklığını severdi
Aslında benim annem bin yaşında
Bin kez vuruldu bu topraklarda
Bu topraklarda
Hallac-ı Mansur’u
Seyyid Nesimi’yi
Pir Sultan’ı gördü
Dersim’den sürüldü
Madımak’ta yakıldı
Nevala’da üstüne beton döküldü
Silopi’de gül beden yerde kaldı
Sen bilmezsin bizim oraları
Bizim oralarda ilkin annelerin yüreği yanar
O yangın içinde büyütür çocuklarını
Belki de bundandır
Yangının kavgaya evrilmesi
Belki de bundandır kavgada militana dönmesi
Bizim oralara kar
Yağmur yağardı
Bunlar bereketti
Birde bombalar yağardı
Bunlar da bize yapılan ihanetti
Zulümdü
Aslında benim annem bin yaşında
Bin tohum serpti bu topraklara elleri nasır
Gözleri kan pınarı
Bu topraklarda
Özgürlük yeşersin diye
Sevgiyi direnişle harmanladı
Biz onu ektiği bin yılın inancıyla toprağa verdik.


Hayat beni o kadar zor günler ile sinadi ki ben bile kendime hayran kaldim ,bazi zamanlar.kac defa düstüm kac defa kalktim ben bile sayamadim,ama her seyin sonunda yine tek basima dimdik ayakta kaldim, biliyorum bu benim dogdugum topraklara son gelisimdir ,arkadasim olan bastonumla evimizin yanindaki ziyaretle vedalastiktan sonra basimi söyle bir kaldirip etrafa iyice baktiktan sonra hüzünlü gözlerimin pinarindan bir damla düstükten sonra vedalastim.
Ogxurbo apema ogxurbo tore tu nisangere meymanbe.
Cok degerli büyügümüz kamer
amcamiz bu gün hakka yürüdü Basta Ailesi bütün köylülerimizin basi sag olsun Devri Daim olsun.

Naim Arslan


Sevgili B&P’li dostlar, değerli canlar,
Şu yaşadığımız hayatta beni en çok huzursuz eden çaresizliktir. Kendi hayatımda buna pek çok kez şahit oldum ve şunu anladım ki; bu dünyada bazı şeylerin maalesef çözümü yok. İnsan çaresiz kaldığında sadece kendini avutmaya çalışıyor ama çoğu zaman kaçınılmaz olanın önüne geçemiyor.

Bu süreçte sevdiklerimizi tek tek kaybediyoruz. Elimizde onlardan kalan güzel anılar ve bıraktıkları insani miras kalıyor. Onların ardından; “Çok iyi bir insandı, ailesi ve toplumu için büyük fedakarlıklar yaptı, yardımseverdi, kimseyi kırmazdı” diyerek teselli bulmaya çalışıyoruz.

Aslında hayat, hepimiz için sürekli dönen bir devir daim yoludur; bu döngünün her seferinde insanı daha da geliştirdiği bir gerçektir. Hepimiz bir zamanlar çocuktuk; sonra anne, baba olduk; gün geldi dede, nene olduk. Doğduk, yaşadık ve şimdi de sıramız geldiğinde bu dünyadan ayrılıyoruz. Önemli olan, giderken arkamızda iyi bir isim ve güzel hatıralar bırakabilmektir.

Bu anlamda, uğurlar ola canımdan can olan Kemer Amca… Toprağın bol, devrin daim, mekânın yıldızlar olsun; o ışık bizlere her daim yol olsun!

Sevgi ve Saygılarımla,
Roj ❤️


Ayrıca son dönemden hakka yürüyen canlarımızın toprağı bol mekânları Yıldızlar olsun.

16 Aralık 2025 – SEYDALİ SARIKAYA
24 Ocak 2026 – HIDIR DEMİR
17 Mart 2026 – HASAN SARIKAYA
10 Nisan 2026 – NACIYE ÖZBEY (İSKENDER AMCANIN KIZI)

Köyler Arası Diyalog Platformu (KaD-P)

Köyler Arası Diyalog Platformu (KaD-P), uzun bir zamandır Köy Meclisi’nin en stratejik ve önemli hedeflerinden biri olarak gündemdeki yerini koruyor. Bu amaçla geçmişte bir komisyon kurulmuş olsa da, yürütülen çalışmaların ortak bir zeminde somut ve görünür bir karşılığı maalesef olmamıştı. Platformun önemi ve gerekliliği her fırsatta vurgulanıp ön hazırlıklar yapılsa da, çevre köylerle kurulan diyaloglar bugüne kadar kurumsal bir çerçeveye oturtulamamıştı.

Yeni dönem Köy Meclisi seçimlerinin ardından bu konu tekrar ele alındı. Yeni bir başlangıç heyecanıyla, Meclis Başkanımız Ali (Ağa) öncülüğünde bu ortak platform hayata geçirildi ve katılımcılarla tek tek diyalog kurularak sürece dahil edildiler. Bu süreç içerisinde şimdiye kadar beş toplantı yapıldı. Toplantılarda “Platformun amacı ne olmalı?” ve “Kimler sürece dahil edilmeli?” gibi temel konular tartışılarak öncelikle platformun büyümesi ve geliştirilmesi için yoğun emek verildi.

Şu an itibarıyla çevre köylerden Tivnik, Kilse, Wizan, Gaçagane Kırdaşu, Gaçagane Ernenu, Qere Usenu, Mukuf, Sansa, Çamurdere, Kelmejiye ve Alméiye sürece dahil olmuş durumdadır. Ancak hedefimiz bununla sınırlı değil; henüz ulaşamadığımız diğer köylere de erişerek platformu büyütmeye kararlılıkla devam ediyoruz.

Gelecek Hedeflerimiz ve Yol Haritası:

  • Buluşma Hedefi: Öncelikli amacımız, sonbahara kadar bölgemizde ulaşmadığımız hiçbir köy bırakmayarak herkesi bu platformda buluşturmaktır.
  • Sözleşme ve Kurumsallaşma: Sonbahardan sonra, sunulan taslaklar ve öneriler ışığında; “Platformun amacı nedir, neden bir aradayız?” gibi soruların yanıtları netleşecek ve tıpkı Köy Meclisi’nde olduğu gibi bir “Platform Sözleşmesi” hazırlanarak çalışma ete kemiğe büründürülecektir.
  • Bölgesel Yayılım: Bu aşamadan sonra yönetim yapısı ve somut hedefler belirlenerek, daha geniş bir kitleyi kapsayan bölgesel çalışmalara hız verilecektir. Buradaki temel motivasyonumuzun, kültürel ve sosyal bağlarımızı en güçlü şekilde yeniden inşa etmek olduğu görülmektedir.

Platform etkinlik kazanana ve resmi yönetim seçilene kadar; bu dönemin sağlıklı bir zemine kavuşturulması amacıyla Roj Arslan-Gülçehre “Geçici Yönetmen” olarak belirlenmiştir.

cropped-WhatsApp-Image-2018-12-05-at-21.06.24.jpeg
previous arrow
next arrow
Shadow

Künye

Üste Kaydır
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.